Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adınız:
  

Şifreniz:
  





Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler: 5
» Son Üye: İnSiDe
» Toplam Konular: 53
» Toplam Yorumlar: 54

Detaylı İstatistikler

Kimler Çevrimiçi
Toplam: 1 kullanıcı aktif
» 0 Kayıtlı
» 1 Ziyaretçi

Son Aktiviteler
Sen benden vazgeçtin ya !...
Forum: Şiirler-Hikayeler
Son Yorum: aSeNa
20/10/2019, 23:46
» Yorumlar: 0
» Okunma: 17
Ben sensizlikten üşüyorum...
Forum: Aşk Şiirleri
Son Yorum: death
20/10/2019, 13:58
» Yorumlar: 1
» Okunma: 21
Özlemek zormuş.
Forum: Aşk Şiirleri
Son Yorum: aSeNa
20/10/2019, 12:36
» Yorumlar: 0
» Okunma: 16
Özlemi bilir misin...!!
Forum: Aşk Şiirleri
Son Yorum: aSeNa
20/10/2019, 12:35
» Yorumlar: 0
» Okunma: 17
Bir şair olsaydim eğer .....
Forum: Aşk Sözleri
Son Yorum: aSeNa
20/10/2019, 12:33
» Yorumlar: 0
» Okunma: 17
Aşkın Dili
Forum: Şiirler-Hikayeler
Son Yorum: aSeNa
20/10/2019, 12:31
» Yorumlar: 0
» Okunma: 16
Aşk diyorum, doğru yürekt...
Forum: Aşk Şiirleri
Son Yorum: aSeNa
20/10/2019, 12:25
» Yorumlar: 0
» Okunma: 58
Nefes alamıyorum..
Forum: Aşk Şiirleri
Son Yorum: aSeNa
20/10/2019, 12:23
» Yorumlar: 0
» Okunma: 16
Atatürk’ün Eğitim İle İlg...
Forum: Mustafa Kemal Atatürk
Son Yorum: death
20/10/2019, 11:42
» Yorumlar: 0
» Okunma: 60
Y harfi ile başlayan atas...
Forum: Mustafa Kemal Atatürk
Son Yorum: death
20/10/2019, 11:41
» Yorumlar: 0
» Okunma: 16

 
  Sen benden vazgeçtin ya !!
Yazar: aSeNa - 20/10/2019, 23:46 - Forum: Şiirler-Hikayeler - Yorum Yok

Sen benden vazgeçtin ya !
Bende birçok şeyden vazgeçtim.
Uykusuz gecelerin derinliğinden,
Denizlerin maviliğinden,
Sersefil biçare benliğimden vazgeçtim.
Sen benden vazgeçtin ya !
Ben içtiğimiz şekersiz sabah kahvesinden,
Göğsümün kafesinden,
ve yaşama hevesinden vazgeçtim.
Sen benden vazgeçtin ya !
Ben gelişi güzel yazdığım şiirlerimden,
Yaşayamadığım gençliğimden,
Yağmur kokusundan, bahardan, yazdan, mevsimlerimden
vazgeçtim.
Sen benden vazgeçtin ya !
Bende senin en çok seviyorum dediğin şeyden;
BENDEN VAZGEÇTİM.

Bu konuyu yazdır

  Ben sensizlikten üşüyorum SEVDİGİM..
Yazar: aSeNa - 20/10/2019, 12:38 - Forum: Aşk Şiirleri - Yorumlar (1)

Ellerim hep üşür benim,,
Doktor reçetesinde kansızlık,
Yassada,
Ben bilirimki,, dermanım o değil..???
Yüreğim yüreğine,
Gülüşüne,
Kokuna,
Nefesine hasret'ken,
Ben SENSİZLİK'den üşüyorum SEVDİĞİM... ♥️

Bu konuyu yazdır

  Özlemek zormuş.
Yazar: aSeNa - 20/10/2019, 12:36 - Forum: Aşk Şiirleri - Yorum Yok

Özlemek Zormuş...

Sanki Binlerce Bıçağın Saplanmasıymış!.....
Bazen 2 Kelime Takılıyor Boğazıma!.....
Sessiz Çığlıklar Kopuyor İçimde!....
Üşüyorum Sensiz!...
Ellerimi Isıtan Ellerin Yok.!...?
Bir Ateş Var; Sol Yanımda "Sol Yanım Arafta"...

Bu konuyu yazdır

  Özlemi bilir misin...!!
Yazar: aSeNa - 20/10/2019, 12:35 - Forum: Aşk Şiirleri - Yorum Yok

_____ Özlemi Bilir'misin ..!!!
____Ey Sevgili ,,,Basamak basamak
Çıkarsın Doruğa, Adı Dolanır Diline 
Düşmez Bir Daha, Düşürür Yusuf Misali ;
_____________Kara Zindana
_________Beden Uzakta Olsa'da
______________Gönül Onunla...♥️??

Bu konuyu yazdır

  Bir şair olsaydim eğer ...
Yazar: aSeNa - 20/10/2019, 12:33 - Forum: Aşk Sözleri - Yorum Yok

Bir şair olsaydım eğer...
Bütün sözlerim sen olurdu.
Hergün seni yazar, her satırda seni yaşardım.
Dedim ya
Bir şair olsaydım eğer
Kokun gezerdi şiirlerimde.
Gözlerin kadar derin olurdu sözlerim ve öyle bir yazardım ki seni.
Ellerine dokunur gibi yakardı beni şiirlerim.

Bu konuyu yazdır

  Aşkın Dili
Yazar: aSeNa - 20/10/2019, 12:31 - Forum: Şiirler-Hikayeler - Yorum Yok

AŞKIN DİLİ

Bir zamanlar üniversiteli bir delikanlı, her gün bindiği metroda o kızı görür, saçları altın sarısı, gözleri okyanus mavisi ve hiç açıldığını görmediği dudakları kiraz kırmızısı.
Ve işte öyle günlerden birinde, delikanlı biraz geç kalır metronun kalkış saatine, tam merdivenlerden inerken birinin daha onunla beraber koştuğunu fark eder. Başını çevirdiğinde, O kızdır onunla aynı anda geç kalan, ama güzel sarışın bakışlarıyla olduğu yerde durup, ona bakakalan genç adamı geride bırakarak tam kapıların kapanmasına yakın, atar kendini vagona....
Genç üniversiteli vagondan içeri süzülen kalp sancısını izler istasyondan. Ve işte aylardır başarmaya çalıştığı şeyi o an başarır genç adam, kız kendisini çaresiz bir şekilde izleyen o şaşkın ve bir o kadar üzgün bakışları fark etmiştir arttık. O da kilitlenir ister istemez genç adama içinde tanımlayamadığı duygulara ev sahipliği yaparak.
Tren hareket ettikten kısa bir süre sonra sırtının dayalı olduğu koltukta oturan ve yüzünü göremediği birinin eli ona bir kağıt parçası uzatır, bir anlık tepki olacak, kağıtta yazanlar ilk ilgi alanı olur, verenden ziyade; Diyordur ki kağıtta muhteşem bir el yazısıyla; ''Her sabah karşımda durup beni izleyen adam, sana bir şey sormak istiyorum; konuşmadan da yaşanır mı aşk?'' Adam herkesi her şeyi unutur birden, dalar gider bir kaç dakikalığına, hemen elindeki kalemle cevabını yazar ve ne yapacağı o an gelir aklına; yani ona kağıdı veren kalp sızısının bir arka koltukta oturduğu gerçeği .. Süratle kalkar yerinden döner arkasını, ama boştur koltuk ve biran arka sayfasını gördüğü kağıtta bir not görür:
"yarın sabah cevabını aynı kağıtta ilet olur mu?"
Dünyalar genç adamın olmuştur artık... Sabahı zor eder, gece sabaha kadar onu düşünür. Aklına gelen ve o an yazdığı cevap karşısında. Sabah geç kalmamak için koşar adım gider metro istasyonuna ve biner aynı vagona. İşte hayal sandığı dün, bugün nihayetine erecektir az bir zaman sonra; kızın yanı boştur, oturur ve bu sana diye uzatır cevabını ''Kalbin dili, her dilden, her sesten üstündür'' yazar.. Kız gülerek onaylar bu cevabı ve o an delikanlıyı şaşkınlıktan lal eden bir not uzatır tekrar eline.
."Adım Ayşen, 2 yıl önce bir trafik kazasında yaşadığım şok, işitme duyularımı kaybetmeme sebep oldu. Gözlerin ve kalbin, gözlerim ve kalbimle konuşabilir mi?''
Genç üniversiteli şok geçirir o an evet mi dese hayır mı.. İneceği istasyona geldiğini anlayınca, bir not yazar ve uzatır o tatlı sarışına; "yarın yine görüşürüz''.. Ve iner trenin o sessiz vagonundan. Aslında eve varmadan kararını vermiştir içinden: EVET.
Ertesi sabah elinde bir gül ile gider istasyona ve karşıdan geldiğini görür 2 günlük rüyasının. İşte o gün başlangıcıdır bu sessiz aşkın. Delikanlı artık mektuplaşmaya, duygularını okuyarak ve yazarak yaşamaya başlar, yan koltuğunda oturduğunu bildiği o rüyasıyla. Hayat yolunda hep yan koltukta oturmasını ister o dünyalar tatlısı kızın ve aradan geçen mutlu ve umutlu 1 yılın sonunda genç adam mezun olma töreninden hemen sonra; O'nu hayatının kadını yapmayı ne kadar istediğini yazar karşı sandalyede oturan rüyasına son mektubunda. Bu kez susar, cevap yazmaz kız, ama bunun yerine eğilir adamın kulağına, derin bir nefes aldıktan sonra, o şiir gibi sesiyle, dudaklarının arasından şu sözler dökülür ;
''Hem de zerre pişmanlık duymadan , binlerce kez evet.''

Bu konuyu yazdır

  Aşk diyorum, doğru yürekte guzel❣️
Yazar: aSeNa - 20/10/2019, 12:25 - Forum: Aşk Şiirleri - Yorum Yok

❣️Dünyaları ayaklarınızın altına ❣️
seremese de, sadece sizi
❣️kendi dünyasının  baş
köşesine koyan Adamı sevin.
❣️Aşk diyorum, doğru yürekte güzel...❣️

Bu konuyu yazdır

  Nefes alamıyorum..
Yazar: aSeNa - 20/10/2019, 12:23 - Forum: Aşk Şiirleri - Yorum Yok

Nefes alamıyorum
Ya Ben fazlayım bu şehre
Ya da yokluğun ,
Daraltıyor yüreğimi
Kalbim bile eskisi gibi atmıyor
Doktor ritim bozukluğu desede
Ben biliyorum ki,
Sensizliğin son çırpınışları...
..............
Anlatamıyorum seni kimselere
Hep içime atıyorum ...
Solum sonum olacak
Onuda biliyorum...
Ama seni yinede çok SEVİYORUM

Bu konuyu yazdır

  Atatürk’ün Eğitim İle İlgili Sözleri
Yazar: death - 20/10/2019, 11:42 - Forum: Mustafa Kemal Atatürk - Yorum Yok

Bir millet irfan ordusuna sahip olmadıkça, muharebe meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuna bağlıdır.
Öğretmenler her fırsattan yararlanarak halka koşmalı, halk ile beraber olmalı ve halk, öğretmenin çocuğa yalnız alfabe okutan bir varlıktan ibaret olmayacağını anlamalıdır.

Öğretmenler! Yeni nesli, cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcileri, sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle orantılı bulunacaktır. Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister! Yeni nesli, bu özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir… Sizin başarınız, Cumhuriyetin başarısı olacaktır.

Geleceğin güvencesi sağlam temellere dayalı bir eğitime, eğitim ise öğretmene dayalıdır.

Milli Eğitim programımızın, Milli Eğitim siyasetimizin temel taşı, cahilliğin yok edilmesidir. Cahillik yok edilmedikçe, yerimizdeyiz…

Milli Eğitim’in gayesi yalnız hükümete memur yetiştirmek değil, daha çok memlekete ahlâklı, karakterli, cumhuriyetçi, inkılâpçı, olumlu, atılgan, başladığı işleri başarabilecek kabiliyette, dürüst, düşünceli, iradeli, hayatta rastlayacağı engelleri aşmaya kudretli, karakter sahibi genç yetiştirmektir. Bunun için de öğretim programları ve sistemleri ona göre düzenlenmelidir.

En önemli ve verimli vazifelerimiz milli eğitim işleridir. Milli eğitim işlerinde kesinlikle zafere ulaşmak lazımdır. Bir milletin gerçek kurtuluşu ancak bu şekilde olur.


Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden yoksun bir millet henüz millet adını almak kabiliyetini kazanmamıştır. Ona basit bir kitle denir, millet denemez. Bir kitle millet olabilmek için mutlaka eğiticilere, öğretmenlere muhtaçtır.[/FONT][font=&]

Milli eğitim ışığının memleketin en derin köşelerine kadar ulaşmasına, yayılmasına özellikle dikkat ediyoruz.


Okul genç beyinlere; insanlığa hürmeti, millet ve memleket sevgisini, şerefi, bağımsızlığı öğretir. Bağımsızlık tehlikeye düştüğü zaman onu kurtarmak için takip edilecek en uygun, en güvenli yolu öğretir. Memleket ve milleti kurtarmaya çalışanların aynı zamanda mesleklerinde birer namuslu uzman ve birer bilgin olmaları lazımdır. Bunu sağlayan okuldur.
Memleketi ilim, irfan, ekonomi ve bayındırlık alanlarında da yükseltmek, milletimizin her hususta çok verimli olan kabiliyetlerini geliştirmek, gelecek nesillere sağlam, değişmez ve olumlu bir karakter vermek lazımdır. Bu kutsal amaçlar elde etmek için mücadeleye atılanların arasında öğretmenler en önemli ve en hassas yeri almaktadır...[/font][FONT=&amp]

Bu konuyu yazdır

  Y harfi ile başlayan atasözleri ve anlamları
Yazar: death - 20/10/2019, 11:41 - Forum: Mustafa Kemal Atatürk - Yorum Yok

Yabancı koyun kenara yatar.
Bir yere, çevreye ya da bir topluma yeni gelen kimse, insanlarla hemen ilişki kurup kaynaşamaz; onların arasına giremez, uzakta durur. Çünkü yabancılık çeker. Oradaki insanlar da huyunu suyunu bilmedikleri bir adamı hemen aralarına almazlar zaten.


Yağına kıymayan, çöreğini yavan (yoz, kuru) yer.
Bir işten iyi sonuç alınmak isteniyorsa, o iş için lâzım olan şeyler eksiksiz kullanılmalı, gerekli fedakârlık gösterilmelidir. Yoksa kişi istediği verimi alamayacak, olumsuz ve kusurlu sonuca evet demek zorunda kalacaktır.

Yağmur yağsa kış değil mi? Kişi hâlini bilse hoş değil mi?
Her mevsim özelliğini açıkça ortaya kor. Yaz sıcağından, kış yağmur ve soğuğundan bellidir. Bunun gibi kişilerin de kendilerine has özellikleri ve nitelikleri vardır ki, toplumda bu yanları ile tanınırlar. O hâlde kişi bu özelliğini saklayıp başkalarını yanıltmamalıdır. Ne demişler: “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.” Kişiye ancak bu yakışır.

Yakın (hayırlı) dost (komşu), hayırsız akrabadan (hısımdan) yeğdir (iyidir).
Sıkıntıya düşen kişi, öncelikle akrabalarından ilgi bekler, yardım ve iyilik umar. Ancak bu beklentileri boşa çıkmış, akrabaları yüzüne bakmamışlardır. Öte yandan dost ve komşuları onu yalnız bırakmamış, ilgi ve yardımlarını esirgememişlerdir. İşte bunun için hayırlı dost, hayırsız akrabadan daha iyidir.

Yalancı kim? İşittiğini söyleyen.
Yalan, aldatmak amacıyla bilerek ve gerçeğe aykırı olarak söylenen sözdür. Eğer kişi, öyle her duyduğunu doğru kabul edip aslını araştırmadan başkasına aktarırsa birilerini yanıltır; kendisi de yalancı konumuna düşer.

Yalancının evi yanmış, kimse inanmamış.
Yalan söylemeyi huy edinmiş kimselere kolay kolay kimse inanmaz. Kişilerin yalancı hakkındaki bu kanıları öyle pekişir ki, yalancının sözleri gerçeği yansıtsa bile onun bu sözlerine kimse inanmaz.

Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.
Hayatını yalancılık üzerine oturtmuş olan insanlar, kendi yalanlarına destek olacak tedbirleri alırlar; bunun için de gerekli titizliği gösterip masrafa girerler.

Yalnız öküz, çifte (boyunduruğa) koşulmaz.
Her işin uygun bir yapılma biçimi vardır. Dolayısıyla iki kişinin ancak yapacağı bir işi, tek kişi ile yapmaya kalkışmak doğru bir hareket değildir.

Yalnız taş duvar olmaz.
İnsanlar bir arada yaşamak zorundadırlar. Bu zorunluluk bir dayanışmayı, yardımlaşmayı gerekli kılar. Nasıl ki tek taşla duvar yapılamazsa, insanlar da tek başlarına tüm işlerinin üstesinden gelemezler. Dolayısıyla diğer insanlarla ilişki kurmak, işbölümü yapmak, iş birliğine geçmek durumundadır.

Yanlış hesap Bağdat`tan döner.
Ortaya çıkan bir yanlışlık çok geç de olsa, ne olursa olsun düzeltilmelidir.

Yapı taşı, yapıdan kalmaz.
Değerli, elinden iş gelen kimse boşta kalmaz. Mutlaka kendisine bir iş bulunur.

Yarası olan gocunur.
Bir işte sorumlu aranırken kusurlu olan kimse, açığı ortaya çıkacak diye telâşa düşer.

Yarım elma, gönül (hatır) alma.
Sunulan armağan küçük de olsa, gönül almaya yeter. Çünkü önemli olan dostlarımızı unutmadığımızı, hatırladığımızı ortaya koymaktır.

Yarım hekim candan eder, yarım hoca dinden eder.
Her işin bir ehli, ustası ya da uzmanı vardır. Bir iş, ehline değil de, yarım yamalak bir bilgiye sahip olan kişiye teslim edilirse, o işten iyi sonuç alınamaz. Hatta işin tamamen bozulduğu, kötü bir sonuç verdiği bile olur. Tecrübesi olmayan, acemi, kusurlu, eksik bir doktorun uyguladığı tedavi insanı ölüme götürebilir. Bunun gibi dinin ilkelerini iyi bilmeyen hoca da, insanları yanlış bilgilerle donatıp, onları, dine ters düşen yollara itebilir.

Yarınki kazdan, bugünkü tavuk yeğdir.
Bk. “Bugünkü tavuk…”

Yaş kesen, baş keser.
Ormanı meydana getiren ağaçlar bir memleketin can damarıdır. Yeşil tabiat, berrak su, temiz hava, yağmur, cıvıl cıvıl kuşlar, ağaçla birlikte vardır. Ağaçsız kalan yer kısa zamanda çöle döner, hayat orada son bulur. Öte yandan, ağaç memleket ekonomisine de sayısız katkılarda bulunur. Hem ekolojik denge, hem de iktisadi hayat açısından ağacı koruma görevi bir zorunluluktur. Bu bakımdan bir ağacı boş yere kesen, insan hayatına kıymış gibi suç işlemiş olur.

Yatan aslandan, gezen tilki yeğdir.
Çok güçlü olup da çalışmayan, soylu olup da bir şeyler üretmeyen, tembel tembel oturup onun bunun sırtından geçinen kimselerden; güçsüz olup da çalışan, boş oturmayan ve geçimini sağlamak için uğraşan kimseler daha iyidir.

Yatanın, yürüyene borcu var.
İhtiyaçlarını gidermek, yaşamak isteyen kişi paraya ihtiyaç duyar. Para da ancak çalışmakla elde edilir. Tembel tembel oturan, çalışmayan, zamanını boşa geçiren kimse para kazanamaz. Para olmayınca da ihtiyaçlarını sağa sola borçlanarak karşılama yoluna gider. Doğal olarak borçlandığı kimseler de çalışan, boş durmayan, zamanını değerlendiren kimselerdir.

Yatan kurttan, yeler tilki yeğdir.
Bk. “Yatan aslandan…”

Yavaş (yumuşak huylu) atın çiftesi pek (yavuz) olur.
Mizaç itibariyle ılımlı, uysal, kaba ve hırçın olmayan, kolay yola gelen insanlar genellikle çok sabırlı olurlar. Bunlar öyle olur olmaz şeye hemen öfkelenmezler, kızmazlar. Ancak kimi zaman öyle öfkelenip patlarlar ki yanlarında durulmaz. Kendilerinden hiç beklenilmeyen bu tepkinin tek sebebi, sabırlarının artık taşmış olmasıdır. Bu bakımdan bu gibi kimselerin yumuşak huylarına aldanıp da gereksiz yere üzerlerine gidilmemelidir.

Yavuz at, yemini (yavuz it ününü) kendi artırır.
***retli, girişken, çalışkan, görevini ihmal etmeyen, üzerine aldığı işi tam yapan kimseler bunun mükâfatını görürler.

Yavuz hırsız, ev sahibini bastırır.
Edepsiz, arsız, ahlâksız, şarlatan, öyle kimseler vardır ki bunlar suç işlemekle kalmazlar, işledikleri suçu reddettikleri gibi, bir de bu suçu, zarar verdikleri kimseye yüklemeye ve onu susturmaya çalışırlar.

Yaza çıkardık danayı, beğenmez oldu anayı.
Anne-baba pek çok emek sarf edip zahmete katlanarak çocuklarını yetiştirip büyütürler. Ne var ki, büyüyen bu çocuklar kendilerini bu yaşa getiren anne-babalarını çoğu kez beğenmezler.

Yazın başı pişenin, kışın aşı pişer.
1. Yazın o sıcağında durmayan, güneşe aldırmadan çalışıp kazanan, yiyeceğini hazırlayan kişi kışın rahat eder; hiç sıkıntı çekmez. 2. Gençlikte çalışıp kazanan, har vurup harman savurmayan, varlık edinen kişi ihtiyarladığında rahat eder; sıkıntı çekmeden hayat sürer.

Yazın gölge hoş, kışın çuval boş.
1. Yazın çalışma, kazanma günleridir. Bu zamanlarda çalışmayıp keyiflerine bakanlar, gününü gün ederler, kışın zor şartlarında yiyecek bulamazlar; sıkıntıya düşer ve ona buna avuç açarlar. 2. Gençliğinde çalışmayıp tembel tembel oturan, eğlenceye dalan, mal-mülk edinmeyen, kazanç sağlamayan kimse ihtiyarlığında ya da hastalığında sıkıntıya düşer; perişan olur.

Yazın gölge kovan, kışın karın ovar.
Bk. “Yazın gölge hoş…”.

Yeğniği yel alır, ağır yerinde kalır.
Kişiliksiz, ağırbaşlı olmayan, züppe-hoppa, ***ri ciddî, bir sözü diğerini tutmayan, hafif meşrep, zayıf karakterli kimseler bir varlık gösteremezler; bir yerde tutunamadıkları gibi onun bunun oyuncağı da olurlar. Ama ağır başlı, tavırlarında ciddî, sözünde duran, kişilikli, ahlâklı kimselere kimse ilişemez; onlar bulundukları yerde kolayca barınırlar, işlerinde başarılı oldukları gibi sevilip sayılırlar da.

Yel, kayadan ne koparır (aparır).
Güçsüz, güçlüye etki edemez. Sağlam karakterli, kişilik sahibi, onurlu, ciddî kimselere öyle önemsiz etkiler hiçbir şey yapamaz. Sağlam bir temele oturmuş işleri de kimi olaylar kolay kolay etkileyip bozamaz.

Yemeyenin malını yerler (üstüne bir bardak bu içerler).
Kimi cimri kimseler para ve mallarını biriktirirler ama harcamaya, yemeye bir türlü kıyamazlar. Ne var ki, onların kıyıp da faydalanamadığı bu para veya malı sağlıklarında o ya da bu, öldükten sonra ise mirasçıları bir güzel yerler.

Yerdeki yüze basılmaz (kimse basmaz).
Ağırbaşlı, nazik, alçakgönüllü, ilişkilerinde ılımlı kimselere kimse hor gözle bakmaz; onları hırpalamaz, ezmeye çalışmaz. Bunun yanında felâkete uğramış, yenik düşmüş, muhtaç kimselere de merhametli davranılır.

Yerini bilmeyen, yılda bir kat urba eskitir.
Kişi neyle uğraşacağını, ne iş yapacağını, hangisinin kendisine uygun geleceğini bilmeli ve ona göre bir seçim yapıp çalışmaya başlamalıdır. Aksi takdirde bir işte tutunamayarak, sık sık yer değiştirecek, bundan ötürü de çok zarar görecektir.

Yerin kulağı var.
Ne kadar saklı tutulursa tutulsun, gizli konuşulan bir şey umulmadık bir yoldan başkalarınca mutlaka duyulur. Bu bakımdan elden geldiğince tedbirli olmalı, olur olmaz yerde konuşmamalıdır.

Yılana yumuşak diye el sunma.
Hiçbir şeyin dış görünüşüne bakarak bir eylemde bulunmamalı kişi. Kolay görünen iş çok zor, yumuşak huylu bir kimse çok sert, zararsız gibi görünen bir durum çok tehlikeli olabilir ve zarar görebilir insan.

Yılanın başı küçükken ezilmeli.
Daha küçükken tehlikeli olacağı, zarar vereceği anlaşılan bir şeyin, düşmanın veya bir durumun önüne hemen geçilmeli; büyümesine izin verilmeden ortadan kaldırılmalıdır.

Yıl uğursuzundur.
Kimi dönemlerde arsız, yüzsüz, ahlâksız, adaletsiz kimseler el üstünde tutulur. Böyle bir zamanda dürüst, namuslu, erdemli kimseler zalimlerin baskısı altında kalırlar.


Yırtıcı (alıcı) kuşun ömrü az olur.
Ona buna saldıran, zarar veren, onun bunun sırtından geçinen kimselerin düşmanı çok olur. Az zamanda, bunlar da düşmanlarının gazabına uğrarlar, hak ettikleri cezayı görürler.

Yiğidin malı meydandadır.
Yiğit, mert insanlar aynı zamanda cömert olurlar. Mallarını herkesin yararlanması için ortaya koyarlar.

Yiğidin sözü, demirin kertiği.
Yiğit, mert kimseler sözlerinin eridirler. Onlar verdikleri sözden geri dönmezler, sözlerini inkâr da etmezler. Bu tıpkı bir demir üzerine açılmış çentik gibi meydandadır, kolay kolay yok olmaz.

Yiğit arkasından vurulmaz.
1. Mert olan alçakça yollara baş vurmaz. Düşmanıyla yüz yüze dövüşür, onu arkasından vurmaya çalışmaz. 2. Yiğit bir kimsenin yokluğundan haydanılarak arkasından konuşulmaz, dedikodusu yapılmaz, kötülenmez ve iftira atılmaz.

Yiğit meydanda belli olur.
Atıp tutma, “ben şöyle yaparım, böyle ederim” demek, kişinin yiğit olduğunu göstermez. Asıl yiğit iş başında, kav***a ve mücadeleye tutuştuğunda belli olur.

Yiğit yarasına yiğit katlanır.
Mert olanların derdinden ancak mert olanlar anlar. Öte yandan, bir yiğitten gelen saldırıya da herkes katlanamaz, buna ancak yiğit olanlar dayanabilir.

Yiğit yiğide at bağışlar.
Yiğit, mert olmasının yanında gözü tok ve cömerttir de. Kendisi gibi gözü pek olana her türlü fedakârlığı yapmaktan kaçınmaz. En kıymetli varlığını bile kolayca bağışlar.


Yoğurdum (ayranım) ekşidir diyen olmaz.
Bk. “Kimse ayranım…”

Yoksul âlâ ata binse, selâm almaz.
Edinip görmemiş, sonradan bir makama ya da varlığa kavuşmuş olan kimse, etrafa hava atmaya, herkese yukarıdan bakmaya başlar; kimseyi beğenmez olur. Hatta selâmı bile insanlardan esirger.


Yol bilen kervana katılmaz.
Bir işte bilgisi olan, onun nasıl yapılacağını bilen, işinin ehli kimse, çoğunlukla başkalarının yardımına ihtiyaç duymaz; işini kendisi görmeye çalışır.

Yolcu yolunda gerek.
1. Bir yerden bir yere doğrugitmeye hazırlanan kimse, kimi sebeplerden ötürü oyalanmamalı, zaman geçirmeden yoluna koyulmalıdır. 2. Bir amacı gerçekleştirmek için çalışan, ***ret sarf eden kimse kimi sebeplere takılıp kalmamalı; vakit kaybetmemeli ve bir an önce hedefine varmalıdır.


Yoldan (yol ile) giden yorulmaz.
Bir işin yapılmasında tutulacak yol, yöntem ortaya çıkacak sonuç açısından oldukça önemlidir. Yapacağı iş için en uygun usulü seçen kimse, işini kolayca yapar, başarılı olur, başına gelecek türlü hâllerden de korunur.


Yoldan kal, yoldaştan kalma.
Yolculukta insanın başına türlü işler, sıkıntılar, belâlar gelebilir. Bunların halledilmesi içinde bir insana gerek duyulur. Bu gereklik, yolculukta candan bir arkadaşın önemini büyük kılar. Dolayısıyla insan, candan bir yol arkadaşı bulabilmek için
hareketini erteleyebilir.

Yol sormakla bulunur.
Bir işe kalkışan ama nasıl yapılacağını bilmeyen kişi, takip etmesi gereken yolu bilenlere sorarak öğrenip bulur.

Yol yürümekle, borç ödemekle tükenir.
Yola çıkan orada burada oyalanırsa, gideceği yere bir türlü ulaşamaz; borçlu olan da ödemesini aksatır, geciktirir, günü gününe ödemezse hiçbir zaman borçtan yakasını kurtaramaz. Bunlar gibi yaptığı işin üzerine yeterince eğilmeyen, uyuşuk davranan, gerekli çalışma ve çabayı göstermeyen, işini zamanında yapmayan kişi, yaptığı işten olumlu bir sonuç alamaz.

Yularsız ata binilmez.
Nasıl ki yularsız bir at zapt edilip yönlendirilemezse; bir kurala, bir disipline bağlı olmayan iş, kuruluş ya da kişi de idare edilip yönetilemez. Dolayısıyla kargaşanın, başıbozukluğun hüküm sürdüğü bir yerde işin başına geçmek doğru değildir.

Yumurtasına hor bakan civcivini cılk eder.
1. Kişi elinde olan işe gereken önemi vermezse, o işten olumlu bir sonuç alamaz. 2. Elinin altındakilerine önem vermeyen, onları iyi eğitmeyen onlardan ne olumlu davranışlar, ne de iyi işler bekleyemez.

Yurdun otlusundan kutlusu yeğdir.
Kuşkusuz ki insan yaşadığı yerin verimli olmasını ister. Daha da önemlisi o yaşadığı yerde huzur ve mutluluk ister. Kişinin başını felâketlerden kurtaramadığı, rahat ve özgür yaşayamadığı yurt ne kadar verimli olursa olsun, kişi için bir anlam ifade etmez.

Yuvarlanan taş yosun tutmaz.
Sürekli olarak iş değiştiren kimse bir başarı kazanamadığı gibi bir varlık da edinemez.

Yuvayı yapan dişi kuştur.
Evin dışındaki işler erkekten, içindeki işler de genellikle kadından sorulur. Bu bakımdan tertipli, geçinmesini bilen, çekip çeviren, en önemlisi tutumlu olan kadın ailesini huzurlu kılar; evin içine mutluluk getirir.

Yürük ata kamçı değmez.
Üzerine aldığı işi veya görevi aksatmadan, gerektiği gibi zamanında, en iyi şekilde yapan kişiye kimse bir şey diyemez.

Yürük at yemini kendi artırır.
Bir işte üstün çaba gösterenler, o ölçüde bir karşılık görürler.

Yüzü güzel olanın huyu da güzeldir.
Çoğunlukla kabul edilir ki, yüzü güzel olanın içi de güzeldir. Bu bakımdan insanın yüzü, içinin aynası olarak görülür. Eğer bir insanın yüzü hiç gülmez, asık suratlı olmaya devam ederse, o insanın katı yürekli, hoşgörüsüz, içinin de kötülükle dolu olduğuna hükmedilir. Eğer kişi güler yüzlüyse bu takdirde hoşgörülü, samimî, iyi yürekli, içten, duygulu, yumuşak huylu ve temiz olduğuna karar verilir. O hâlde denebilir ki, yüzü güzel görünen kişinin huyu da güzeldir.


Yüz verme arsız olur, az verme hırsız olur.
Bk. “Çok söyleme arsız olur…”

Yüz, yüzden utanır.
Bir aracı vasıtasıyla değil de, insanlar karşı karşıya gelince daha kolay uzlaşırlar. Çünkü böyle bir durumda herkes niyetini açıkça ortaya koyacak, isteyeceğini doğrudan isteyecek ve bir şeyini gizleyemeyecektir.

Bu konuyu yazdır